TÜRKİYE’NİN EN GÜZEL KIŞ ROTASI: DOĞU EKSPRESİ / günlerden 8 kasım


 


____________________Bağış Erten / Gazete Oksijen

 

İlk yolculuğumun üzerinden 23 yıl geçmiş.

İçime çöken kasvetten kurtulmak için edebi bir eserin kahramanı gibi ‘uzaklara, çok uzaklara’ kaçmak istiyordum. Ve bunu en artistik ulaşım aracı trenle yapacaktım. Ama kimse tek başına, o kadar uzun bir yolculuk için hazır olamazdı. Bir arkadaş lazımdı. Filmlere layık bu cümlelerimle, sonrasında memleketin en iyi yönetmenlerinden birine dönüşecek olan ‘tepenin ardındaki’ arkadaşımı kandırdım. Beni ‘ablukadan’ çıkarmalıydı. Pek ikna olmadı ama kardeşi Erzurum’da askerdi. Güzel bahane sayılırdı. Çıktık yola.

Kim fısıldadı bu rotayı inanın bilmiyorum. Dediler ki İstanbul’dan direkt gitme. Hem yol çok çok uzun (rötarla, ki hep olur, 35-40 saat sürüyor), hem de oradan kalkan Doğu Ekspresi biraz eski püskü. Onun yerine Ankara’dan Erzurum Ekspresi’ne bineceksin. Birinci sınıf. Atladık Harem’den otobüse. Sabah başkentteyiz. Trenin kalkmasından 2 saat evvel heyecanla Ankara Garı’na geldik. Gar Lokantası’nın o güzel zamanları henüz geçmemiş. İkinci Yeni akşamı gibi kerahet rakısına oturduk. Gün battı, siren öttü, bulduk kendimizi yataklıda.

Üç yataklıda toplam beş kişiydik

Uzun tren yolculuğu küçüklüğümün vazgeçilmeziydi. İstanbul-Ankara arası Ankara Ekspresi ya da Mavi Tren beni liseye dek taşımıştı. Ama böyle bir yataklı tren konforunu çocukluğumda unutmuştum. İçeri girer girmez büyülendik. Minik odamızda lavabo vardı, mini buzdolabı vardı, masa vardı. Tek sorun tuvaletin ortak olmasıydı ama o zamanlar çok az kişi yataklı gidiyordu. Büyük dert değildi yani. Duş bile vardı ya! Biletler normal pusetlinin iki katıydı ve nedense çok da pahalı olmamasına rağmen pek rağbet görmüyordu. Biz üç yataklıda toplam 5 kişiydik.

Akşamın karanlığında tren, floresan ışıklı evlerin yanından hızla hareket ederken biz de yemekli vagona geçtik. 4-5 masa anca var. İçkili dönemler. Teoride iki kadehten fazla içilemiyor ama adabıyla içene de pratikte pek bir şey demiyorlar. Rus salatası, Arnavut ciğeri nefis. Ama mercimek çorbası ayrı bir güzel. Fincanda kahvemizi aldık, geçtik tekrar ‘odamıza’. Tertemiz çarşaflara uzandık. Tıkır tıkır ray seslerine karışan kitabın sayfaları çabuk ağırlaştı. Hem sabah erken kalkacaktık. Kar görmek istiyorduk. Çok kar.

Sabah Sivas-Erzincan sınırında aydınlandı gün. Donmuş bir camın ardında bembeyaz bir bozkır karşıladı bizi. Hemen kahvaltıya geçtik. Kemaliye-Çaltı civarında Fırat Nehri’yle karşılaştığımız anı unutmak mümkün değil. Artık size yarenlik eden biri var. 4 saate yakın bir zaman hem nehir hem kar seyrediyoruz. Bir süre sonra nöbeti Karasu Çayı devralıyor. Dağlar, tepeler, nehirler ve kar. Manzara bu. Sanki Tarkovski filmlerindeki bitmek bilmeyen karelerin içindeyiz ve büyüleniyoruz (yönetmen arkadaşımdan çalıyorum tabii bu benzetmeleri). Körleştirecek kadar güzeldi manzara. Varana dek yedik, içtik, seyrettik.

35 yaş hediyesi olarak bir daha

İlk gittiğimizde Erzurum bize son duraktı. Birkaç gün orada kalıp yine trenle döndük. Sonra ne kadar hevesle anlatmışsam bu geziyi, sevdiceğim 35 yaş hediyesi olarak tekrar organize etti. Yıl 2008’di, yine bomboştu tren. Toplam altı kişiydik yataklıda. Bu sefer Kars’tı son durak. Yolda öyle bir kar gördük ki bu kadarına bir daha şahit olabileceğimi zannetmiyorum.

Sonra bünyede alışkanlık yaptı. Üç kez daha gittim. Bunlardan birinde sekiz kişiydik. Çok rahat bilet bulduk ve neredeyse tüm vagon bize aitti. Yıl 2012 sonuydu. Henüz eski usul değişmemişti. Sonra 2016’da yine sekiz kişilik bir grupla son seferimizi yaptık. Artık yemekli vagon yoktu. Bir dönem tüm trenlerden kaldırmışlardı onu, hatırlarsınız. İçkiyi engellemek için diye düşündü herkes. Sonra içkisiz ve lokanta olarak değil de büfe olarak geri döndüler zaten. Olsundu. O kadar yol yemeksiz n’aparız falan demedik. Köfteler, kavurmalar, sarmaları doldurduk yine düştük yollara.

Neler yaşamadık ki bu seyahatlerde. İlkinde Erzurum’a Ramazan ayında indik. Her yer saat 3 itibarıyla kapanmaya başlamış. Ölü bir şehre geldik zannettik. Bir diğerinde Ağrı Dağı’nı görmek için Doğubayazıt’a gittik otobüsle. Kaç saat sürer diye sorduk. “İki... Üç... Dört, bilemedin beş saat” dedi muavin. Sisten, Ağrı Dağı’nı göremedik. İshak Paşa Sarayı’na çıkalım dedik. Pustan, orada bir saray olduğunu anca kapısına gelince anladık. Bir diğerinde Çıldır Gölü’ne gittik. Dünyanın en güzel güneş ışığını orada gördük. Donmuş Çıldır Gölü’nün çıtırdayan, fokurdayan sesini dinledik. Cam gibi zeminde yürüdük. Bir seferinde üzerinde atlı kızağa bindik. Çıldır Öğretmenevi’nde verdiğimiz hijyen sınavını hâlâ kafama kakan arkadaşlarım var. Ama mutluluktan uçmadığını söyleyen yok!

Doğubayazıt’ta Chelsea-Beşiktaş maçı

Ama en güzel anı şuydu sanırım. DoğuBayazıt’a gidiyoruz otobüsle (Ara anı: Otobüs bir noktada tüm ışıkları kapattı. Yukarıdaki size ait tepe lambaları da dahil. O sırada kitap okumakta olan yönetmen arkadaşım huzursuzlandı. Henüz film milm yok ortalıkta ama bizimki entel ya işte. -Muhtemelen Çehov’un Üç Kız Kardeş’ini okuyordu- “Tepe ışıklarını açar mısınız?” diye sordu. “Neden” dedi şoför. “Kitap okuyorum” diye cevapladı bizimki. Cevap: “Sonra oku”). Gecenin bir vakti indik ve tek açık yeri bulduk. Bir tür ocakbaşı. Elektrik yok. Lüks var. İçeride çok az kimse oturuyor. Sipariş vereceğiz, kafayı bir kaldırdık, karşımızda bir Japon turist! Neyse, sonra elektrik geldi. Chelsea-Beşiktaş maçını seyrettik hep beraber. Sergen’in golüne sevindik. Sonra gece uzayınca sabahleyin geç kaldık ve treni kaçırdık! O 2-3-4-5 saat süren otobüs yolculuğu o gün oldu işte. Tren saati geldiğinde Erzurum’a yeni giriyorduk. Kaçıracağımızı öğrenince çok üzüldü otobüsçü arkadaşlar. Otobüs bekler, ama tren beklemez, dediler. Ama biz treni Aşkale’de yakalarız, diye gaza getirdi şoförü muavin. Bastılar gaza. Trenin yanından geçtik. Aşkale’ye önce biz girdik. İstasyon yol kenarı. Normalde durmazmış Aşkale’de. Biz el kol ettik durdu. Öyle yakaladık. Dönüş boyunca uyuduk.

Şimdilerde Doğu Ekspresi

Artık İstanbul’dan kalkan Doğu Ekspresi yok. Erzurum Ekspresi de yok. Onun yerine Doğu Ekspresi’ni Ankara kalkışlı yaptılar. Birinci sınıf. Ama yer bulmak zor. Önce hipster’lar sonra da acenteler keşfetti ve biletleri satışa çıkar çıkmaz almaya başladılar. O kadar popüler oldu ki, bir de ‘yancısını’ yaptılar: Turistik Doğu Ekspresi. Erzincan ve Erzurum’da uzun bekliyor. O şehri de geziyorsunuz. 32 saatte varıyorsunuz Kars’a. Normal Doğu Ekspresi de var hala. Fakat ne yazık ki TCDD’nin online satışından ikisine de bilet bulmak neredeyse imkansız. Bu yıl 22 Aralık’tan itibaren başlıyor turistik rota. Pazartesi, çarşamba, cuma günleri Ankara kalkışlı. Çarşamba, cuma, pazar günleri Kars kalkışlı. Bir şekilde biletleri hepimizden önce almayı nasıl başardılarsa, seyahat şirketleriyle gidebiliyorsunuz. 2 gece otel, 1 gece tren konaklamalı turlar için kelle başı 20-30 bin istiyorlar. Yani artık basbayağı sınıf değiştirmiş bir şeyden bahsediyoruz.

  

8 KASIM’LAR

1793 - Paris'te Louvre Müzesi açıldı.

1829 - Uzun Mehmet, Karadeniz Ereğlisi Kestaneci köyünde ilk maden kömürünü buldu.

1864 - Abraham Lincoln, ABD Başkanı seçildi.

1887 - Gramofonun patenti, Alman kâşif Emile Berliner tarafından alındı.

1889 - Montana, ABD'nin 41. Eyaleti oldu.

1895 - Alman fizikçi Wilhelm Röntgen, X ışınını keşfetti.

1923 - Almanya'da Adolf Hitler ve yandaşları tarihe "Birahane Darbesi" olarak geçecek olan olayla Bavyera eyaletinin yönetimini ele geçirmek için ayaklandı.

1928 - Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Millet Mektepleri'nin Genel Başkanlığını ve Başöğretmenliğini kabul etti.

1932 - Nazi Partisi, Almanya seçimlerinde 196 milletvekilliyle yine birinci parti oldu.

1932 - Franklin D. Roosevelt, ABD Başkanı seçildi.

1933 - Afganistan Kralı Nadir Şah öldürüldü, yerine 18 yaşındaki oğlu Zahir Şah geçti.

1939 - George Elser, Hitler'e suikast düzenledi fakat suikast başarılı olmadı.

1941 - Arnavutluk Komünist Partisi kuruldu. 1948'de Arnavutluk Emek Partisi adını aldı.

1942 - II. Dünya Savaşı: Britanya İmparatorluğu ve ABD, Kuzey Afrika'da Cezayir ve Fas'ı işgal ettiler.

1960 - John F. Kennedy, ABD Başkanı seçildi.

1965 - Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne bağlı Basın ve Yayın Yüksek Okulu açıldı.

1971 - İngiliz Rock topluluğu Led Zeppelin'in 4. albümleri çıktı. Albümde grubun en çok bilinen şarkısı "Stairway to Heaven" var.

1982 - Türkiye'de Referanduma sunulan Anayasa'nın yüzde 91,3 oyla kabul edildiği açıklandı.

1988 - Çin'de deprem: 1000 kişi öldü.

1988 - ABD Başkanlık seçimlerinde, Cumhuriyetçi aday George H. W. Bush seçildi.

1996 - İçişleri Bakanı Mehmet Ağar istifa etti. Ağar Susurluk kazası bağlantılı "çete" iddialarıyla suçlanmıştı. Yerine, Meral Akşener İçişleri Bakanı oldu.

2000 - Katılım Ortaklığı Belgesi açıklandı. Bu belge Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinde atması gereken adımları belirliyor.

2009 - El Salvador'da sel 124 kişinin ölümüne yol açtı, 60 kişi kayboldu.

2011 – Fransız paleontologlar, Türkiye’de ilk kez dinozorların ortaya çıkmasından önce yaşamış 280 milyon yaşında bir kertenkelenin izlerini keşfetti.

2013 - Filipinler başta olmak üzere Güneydoğu Asya'yı etkisi altına alan Haiyan Tayfunu gerçekleşti; 6.300 kişi öldü.

2020 - İkinci Dağlık Karabağ Savaşı'nda Azerbaycan güçleri Şuşa şehrini Ermeni işgalinden kurtardı. Bu tarih daha sonra Zafer Bayramı ilan edildi.

2020 – Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, resmi Instagram hesabından istifa ettiğini duyurdu.

2023 – Yargıtay 3. Ceza Dairesi, tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay hakkında tahliye kararı vermedi, Atalay için ihlal kararı veren Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu. Yargıtay AYM’nin ihlal kararına uymadı. Mahkeme kararı Meclis Başkanlığı’na gönderdi. Ayrıca Yargıtay’dan AYM’ye suç duyurusu yapılarak, “Anayasa Mahkemesi yetkisini aştı” denildi

 

8 KASIM’DA DOĞANLAR

1906 - Muammer Karaca, Türk tiyatro ve sinema oyuncusu (ö. 1978)

1922 - Christiaan Barnard, Güney Afrikalı kalp cerrahı (Dünyada ilk kalp naklini yapan) (ö. 2001)

1930 - Suat Mamat, Türk futbolcu ve teknik direktör (ö. 2016)

1935 - Alain Delon, Fransız aktör ve iş insanı (ö. 2024)

1937 - Yılmaz Büyükerşen, Türk akademisyen ve siyasetçi

1937 - Virna Lisi, İtalyan aktris (ö. 2014)

1959 - Selçuk Yula, Türk futbolcu (ö. 2013)

1970 - Reyhan Karaca, Türk şarkıcı

 

8 KASIM’DA ÖLENLER

1973 - Faruk Nafiz Çamlıbel, Türk şair (d. 1898)

1998 - Jean Marais, Fransız oyuncu ve yönetmen (d. 1913)

1998 - Erol Taş, Türk sinema oyuncusu (d. 1928)

2019 - Özdemir Nutku, Türk oyuncu, yazar, eleştirmen ve yönetmen (d. 1931)

Yorumlar